Menu
 


İslam ve kürtaj
Ediğ YÜKSEL 
www.19.org

(“Abortion is Murder, if…” başlıklı orinalinden çeviren: Salim B. Yüksel)

Makaleyi okumadan önce bir “ruh” kavramı üzerine kısa bir açıklama: Din ve dile giren “ruh” kavramı Yunan felsefesinden aparma bir kavram olup Kuran ve İslam ile bir ilgisi yoktur. Kuran, “ruh” kelimesini sürekli “vahiy” için kullanır. (16:2; 16:102; 17:85; 21:91; 32:9; 40:15; 42:52; 58:22; 66:12; 70:4). Nitekim peygamberlere Allah’ın mesajını vahyeden melek elçi Ruh, Ruhul Kuds (Kutsal Ruh) veya Ruhul Emin (Güvenilir Ruh) diye anılır. (2:87; 4:171; 5:110; 19:17; 21:91; 26:193; 66:12; 70:4; 78:38). Tanrı yaratılışımıza kendi Ruhunu, yani vahyini sokmuştur. (15:29; 32:9; 38:72).  Bu ortak vahiy/bilgi ile donatılan  biz insanlar ortak bir mantık ile anlaşabiliyor ve Tanrı’nın sözel vahyini aynı mantıkla tanıyıp, inceleyip anlayabiliyoruz.
Türkçe’de “ruh” kelimesiyle, uyku anında gecici ve olum  anında ise sürekli olarak bedenle ilişkisi kesilen “nefs” amaçlanır. ( 39:42; 23:100; 35:14; 5:117). Nefs, “bilinç” dediğimiz beyindeki “ana program” dır. [Ruh ile ilgili daha fazla ayrıntılı bilgi için buraya bakabilirsiniz.]

Bildiğimiz gibi hemen hemen bütün hukuk sistemlerinin belli bazı istisnaları ve koşulları vardır. Örneğin Kuran’a göre putperestlik EĞER 40 yaşından sonra bireyin ölümüne değin vazgeçilmediği takdirde affedilemez bir suçtur. Adam öldürmek te EĞER nefsi müdafaa boyutu dışında işlendiyse büyük bir suçtur. Benzer biçimde kürtaj konusunda da birtakım istisnalar ve koşullar söz konusudur.
Eğer Dr. Shakira Karipineni kardeşin makalesini bundan 9-10 ay önce okumuş olsaydım onunla yüzde yüz fikirsel beraberlik içerisinde bulunacaktım. Fakat geçen yaz (1992) Kuran’ın bazı ayetleri aniden dikkatimi çekti. Bu ayetleri dikkatli bir biçimde etüd ettikten sonra, kürtaj konusundaki konumumun tamamen Kurani olmadığını farkettim. İçinde yetiştiğim kültür ve aldığım terbiye konumumu etkilemişti. Kendimi zor bir kararın eşiğinde buldum. Kürtaj konusundaki duruşumu düzeltmeliydim. İki kelimede özetleyebileceğim kişisel kanıma bir EĞER eklemek zorundaydım: ”Kürtaj cinayettir”. Kuran’ın ayetlerince ikna edildiğim için itaat etmekten başka bir seçeneğim yoktu. Daha sonra konu üzerindeki yeni görüşlerimi paylaşmam geçen seneki konferansta ihtilaf yarattı. Dr. Karipineni’ye ait makale benim bu konudaki görüşlerime karsı yazılmış iyi bir yazı olarak, cevap gerektiriyor.

Yaşam kişilik olgusundan farklıdır.
Submitters Perspective’in gecen sayısında yayımlanan makalesinde:
”Yaşamın ne zaman basladığı gibi sorular yüzyıllardan bu yana sorula gelmektedir…, şimdi elimizde yaşamın gebelikle başladığına dair güçlü bilimsel deliller bulunmaktadır” 
diyen yazarın yukarıdaki ifadesinde anlambilimsel bir sorun sözkonusudur. İki defa tekrarlanan ”Yaşam” kelimesinin iki tekrarı da değişik anlamlar ve vurgular içermektedir. Yazarın ifadesini konuyla bağıntılı kılabilmek amacıyla bu tekrarların ilkini kişilik kelimesiyle değiştirmeliyiz. İnanıyorum ki farklı bu iki olguyu biribirlerinin yerine kullanmak bizleri ciddi bir zihinsel karışıklığa sürükleyecektir.
Kürtaj konusundaki tartışma
”Cenin (fetus) ne zaman bir kişi olarak kabul edilebilir?” 
sorusu çevresinde odaklanmaktadır. Kimse fetusun yaşamını sorgulamamaktadır. Aslında insanoğlunun her hücresi insanın bütünsel genetik kodunu taşımaktadır. Kişi olmak kuşkusuz özgün genetik koda sahip olmaktan fazlasını gerektirmektedir.

Kuran net bir biçimde kişilik ve yaşam kavramlarını birbirinden ayırır. Kuran literatüründe yaşam ”hayat”; kişilik ve benlik ise ”nefs” kelimeleri ile kavramsallaştırılmıştır. Kuran’a göre bitkiler ve hayvanlar yaşama sahipken, insanlar hem yasam hem de – bilinç diye nitelediğimiz- kişilik özüne sahiptirler. Kişilik, bilinç ve farkındalık ile yakın anlamlıdır. Bu yüzdendir ki ekinleri biçme ya da hayvanları katletme ”cinayet” olarak telakki edilmemektedir. Cinayet, beden ile nefs (bilinç, kişilik) arasındaki bağın haksız bir biçimde temelli olarak yok edilmesi eylemine verilen addır.
Yaşam ve kişilik arasındaki farklılık Kuran’da açık bir biçimde gözler önüne serilmiştir.
“Allah nefsleri (el Enfus) ölümleri esnasında alır, ölmeyenleri de uykuları sırasnda. Sonra haklarında ölüm hükmü verdiklerini alıkoyar; ötekileri belirlenen bir süreye kadar salıverir. Bunda, iyice düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.” (39:42)
Buradan öğreniyoruz ki nefsimiz yani kişiliğimiz uyku esnasında geçici olarak bizden alınır. Ve gene bu ayetlerden anlıyoruz ki yaşam kişilik olgusundan tamamıyla farklıdır. Dünya yaşamı bilincin/kişiliğin bir daha dönmeyecek biçimde bedenden ayrılması anlamına gelen ölümle son bulur. Nefs temelli olarak ayrılmış, yani bilinç tümüyle beyinden silinmiş, ancak beden ölümcül bir biçimde zarar görmediyse, yaşam bir müddet daha devam edebilir. İsa peygamberin son anları bu istisnai olayın bir örneğidir.

Burada, makaledeki başka bir hataya işaret etmek istiyorum. ”Bizler -benliklerimizi ıslah etmek üzere- ‘yaşam sürecine’ sahip olduğumuz halde ‘nefs sürecine’ sahip değilizdir. Verilen nefsin kendisi ölemez, ebedidir. Ölüm nefs ile bedenin temelli olarak ayrılmaları olayıdır. Bu her ne kadar populer bir ifade olsa da Kurani bir anlayış değildir. Belli bir dildeki ifadeler ne bilimsel ne de dinsel bir tartışma için delil olarak kabul edilemez. Galile’ye itiraz edenlerin dayanakları ”günbatımı”, ”gündoğumu” gibi klişe ifadelerdi.
Yaşam sahibi olmak, nefs sahibi olmayı gerektirmez.
Katolik dinadamları doğum kontrolü, insanın her sperminin Tanrı’nın hayat verebilecegi bir nefs/kişilik potansiyeline sahip olduğu gerekçesiyle yasaklamışlardır. Buradaki aldatıcı mantık şudur: Tanrı bu spermlerden birine yaşam vermiştir, bu yüzden bunun gelişimini engellemek cinayet değilse bile büyük bir günahtır. İronik olarak yazarın makalesi bu aldatıcı mantığı destekler mahiyettedir. Yazara göre:
”Tanrı insanı kilden ya da topraktan daha sonra bir damlacıktan yarattığından bahseder. Bu insana ruh zaten üflenmiştir.” 
Yazarın tezinin ikinci kısmı yine Kuran’dan destek bulmaz.
Buradaki önemli nokta: yaşam sahibi olmak yani tastamam bir genetik koda haiz olmak, kişilik sahibi olmayı gerektirmez. Filozoflar arasında kişiliğin tanım üzerine pek çok tartışma vardır. Lakin bu tanımlar kişiliğin bir bilinçlilik hali olduğu noktasında birleşmektedir ki bu da fikrimce yukarıda alıntı yaptığım 39:42 ayetinin verdiği örnekle uygunluk arzetmektedir.
Dolayısıyla genetik yapı veya yaşam sahibi olmak embriyo’ya kişilik kazandırmaz. Kişilik yani bilinçlilik parçalarının toplamından fazlasını ifade eder.

Kuran yeni doğmuşların öldürülmesini lanetler.
“Yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Onları da sizi de biz rızıklandırıyoruz. Kuşkusuz onları öldürmek çok büyük bir günahtır.” (17:31)
Shakira Karipineni, makalesinde, yukarıdaki ayetin ”çocuğun rahimin içerisinde ya da dışarısında olduğu ayrımı yapılmaksızın her canlı insanoğluna göndermede bulunduğu”nu savunuyor. Bu da yazarın bu konuyla ilgili başka bir temel hatasıdır. 17:31 ayeti açık bir biçimde göndermenin rahmin içinde olana değil, dışında olan öocuğa yapıldığını ifade etmektedir. Sözkonusu sözcüğün ne İngilizce ne de Arapça karşılığı yazarın bu savını desteklemektedir…
Çocuk kelimesinin Arapça karşılığı olan weled (coğul-ewlad) kendi kendisini tanımlayan bir sözcük olarak sözlük gerektirmez. Arapçada ”welede”, ”doğurmak” ve ”weled”, ”doğan kimse” anlamına gelir. Bu yüzden Arapça konuşan bir kişi ”Bir weled’im olacak” ya da ”Bir weled’e hamileyim” diyebilirken ”Rahmimde bir weled taşıyorum” diyemez.
Vahyin indiriliş zamanındaki temel emirin konu ile ilişkisini de aynı zamanda göz önünde bulundurmalıyız. Kuran’ı etüd ettiğimiz zaman görüyoruz ki bazı Araplar çocuklarını doğumlarından sonra öldürrmekteydi. Yeni doğmuş çocukların kız olduğunun anlaşılmasının ardından ebeveyinleri onları öldürmeye karar veriyorlardı.

“Onlardan birine kız çocuk verildiğinde yüzü simsiyah kesilir. Öfkeden kuduracak gibidir o. Kendisine verilen utançtan ötürü toplumdan gizlenir. Eziklik üzere tutsun mu onu yoksa toprağın bağrına mı gömsün onu. Bakın ne kötü hüküm veriyorlar.” (16:58,59)
Bu insanlık dışı davranış için bazı ekonomik ve sosyal sebepler mevcuttu. Bitmek bilmez kabile savaşları, kabileleler ve kavimler arası ticaret oğlan çocuklarının değerini kız çocuklarına nazaran arttırmaktaydı. Kabile yaşamı kız çocuk sahibi olanlara baskı uygulamaktaydı. Bireysel ekonomik zafiyetle birleşen bu baskı, insanlar üzerinde kız çocuklarını doğumlarının akabinde öldürmek doğrultusunda sapık ve şeytani bir güdülenme yaratmıştı. Bu eylem kürtaj değil fakat bebek-kıyımı olarak tanımlanabilir.

Bir nefsi (bilinci/kişiliği) öldürmek çok büyük bir suçtur.
”İşte bu yüzden biz, İsrailoğulları üzerine şunu yazdık: Kim bir kişiyi, bir kişiye karşılık yahut yeryüzünde bir fesat sebebiyle olmaksızın öldürürse, insanları toptan öldürmüş gibidir……” (5:32)
Bir insanı (el-nefs) haklı bir sebep olmaksızın öldürmek putperestlikten sonra en büyük günahtır. Bir nefsin (kişinin) yaşamı -mümin ya da değil, siyah veya beyaz, genç yahut yetişkin- kutsaldır. Eğer evrimleşen yaratık bir kişi olarak düşünülürse, insan (el-nefs) öldürmeyi lanetleyen ayetler kürtajı da kapsayacaktır. Bu kürtajla bağıntılı biricik Kurani argumandır. Lakin önemli bir soru hala cevapsız kalacaktır: Dölyatağında tekamül eden yaratığı ne zamandan itibaren insan yani kişi olarak kabul edebiliriz? Gebeliğin hemen ardından mı, üç aylık dönemin ardından mı, yoksa doğumdan sonra mı?
Nefs (kişilik), gebelikle ortaya çıkmaz.

Kuran’a göre ”yeni bir yaratık” belli gelişim evrelerinin ardından yaratılır. Gelişimi (tekamül) özetleyen iki ayet:
“Ey insanlar, yeniden dirilme konusunda kuşku içinde olabilirsiniz. (Hatırlayın ki) biz sizi topraktan, sonra asılı bir şekle (embriyo) dönen küçük bir damladan (sperm) yarattık ki daha sonra belli belirsiz biçimlenmiş bir cenine evrilir.” (22:5)
“Sonra o damlacığı asılı bir şekle (embriyo) dönüştürdük, sonra o asılı şekli (embriyo) bir et parçasına (fetus) çevirdik sonra o et parçasından kemiği yarattık da kemikleri et ile kapladık. Sonra yeni bir yaratık ürettik. Yaratıcıların en güzeli Allah’ın sanatı ne yücedir.” (23:14)
Sonraki ayet döl yatağındaki gelişim hakkında daha ayrıntılı bilgi vermektedir. Yukarıdaki ayetlerden geçilen evreler hakkında çok net bir fikir edinebilmekteyiz.

1. Sperm
2. Embriyo
3. Üç-beş santim büyüklüğünde cenin
a) Kemiklerin oluşumu
b) Kasların oluşumu
4. Nihayet, yeni bir yaratık

Çok açıktır ki ”yeni bir yaratık” gebelik ile ortaya çıkmamaktadır. Evrimleşen biyolojik bir organizma olarak embriyo, insan olarak kabul edilmemelidir. Cenin evresindeki belli bir noktadan sonra nefs (kişilik) oluşmaktadır.

Bu önemli nokta ne zamandır?
46:15 ayeti bizlere hem gebelik (haml) hem de bakım/emzirme (fisal) için gereken toplam sürenin 30 ay olduğunu anlatır.
“Biz insana anne ve babasına çok iyi davranmasını önerdik. Annesi onu zahmetle taşıdı, zahmetle doğurdu. Taşınması ve sütten kesilmesi 30 aydır.” (46:15)
2:233 ayeti bilahere MAKSİMUM bakım süresinin 24 ay yani 2 TAM yıl olduğunu gösterir.
“Boşanmış anneler, çocuklarına tam iki yıl bakabilirler (emzirebilirler)……” (2:233)

Buradan bir kişi için hamilelik süresinin 30-24 = 6 ay olduğunu çıkarıyoruz. Biliyoruz ki normal hamilelik dönemi normal koşullar altında yaklaşık 9 ay ya da daha doğru bir ifadeyle 266 gün yani 38 haftadır.

Ceninin kişi olmaya doğru evrimleştiği kesin zamanı bulabilmek için hamilelik dönemini gün tabanında hesaplamalıyız: 6 ay 180 güne tekabul eder. Bu yüzden nefs (kişilik/bilinç) taşımadan sürdüğünü kabul ettiğimiz hamilelik kısmı, 266-180 = 86 gün eder. Demek oluyor ki Kuran ayetlerinin ışığında ‘cenin’in nefs taşımadan yani kişilik sahibi olmadan geçirdiği süre, gebeliğin oluşmasından itibaren 86 günlük bir dönemi kapsar.

İnanıyorum ki yaradılış süreci hakkındaki bu Kurani bilgi, ensest ve tecavüz kurbanlarının acılarını ve ikilemlerini bilen Kadir-i Mutlak Allah’ın bir merhametidir.


KONU ÜZERİNE TARTIŞMALAR


“Yaptığınız çıkarıma göre, eğer insanı uyurken nefs (bilinç) yoksa, o insanı uyurken öldürmek cinayet olarak telakki edilemez!”

Bu yaptığım çıkarıma yöneltilebilecek itirazlardan bir tanesidir. Uyuyan bir insan ve henüz gelismemiş cenin, embriyo ya da sperm arasında en azından iki önemli farklılık mevcuttur.:

1) Sperm, embriyo ya da gelişmemiş cenin henüz bir bilince sahip değildir fakat uyku halindeki bir beden kendisiyle çiftleştirilmiş ancak geçici olarak alınmış bir nefse (bilince) sahiptir. Bu, sahibi yolculuğa çıkmış bir arsanın durumuyla, sahibi olmayan bir arsanın durumu arasındaki farka benzer. Bu ikisinin yasal statüleri birbirinden farklıdır. İkincisinde bir hak iddia edebilmek mümkünken, ilkinde böyle bir mülkiyet hakkı iddia edilemez.

2) Uyku halinde olan insan toplumun bir üyesidir. Yaşamı boyunca bir takım sorumlulukların ve ilişkilerin öznesi olmuştur.

Konuşmama cevaben yazılan öfke dolu bir makalenin yazarı bakış açımı sorumsuz, toy ve akıl dışı olarak yaftaladı. İsmimi zikretmeden beni cehennem ateşi ile lanetledi. Ben de kendisinin ismini zikretmeyeceğim. Kendisinin insanları yargılayıp cehennem ateşiyle lanetleme ayrıcalığı türünden bir hayale kapılmamış olmasını ümid ediyorum. Kendisine aynı tarzda karşılık vermeyeceğim.

Aşağıda bu kızgın yazarın yönelttiği itirazlar ve müteakiben bu itirazların cevaplarını okuyacaksınız.
”Kürtaj cinayettir, 2:228 ve 65:4 ayetlerince de açıkça belirtildiği gibi, hamileliğin ilk 3 ayı boşanmış bir kadın için kendisinin hamile olduğunu anladığı takdirde yaşamsal planlarını değiştirmesi açısından çok önemlidir.”
Bu itiraz bazı sorunlar taşımaktadır. Her şeyden önce bu iki ayet hiç bir şekilde 3 aydan önce kürtaj yaptırmak müsadesiyle bir çelişkiye düşmemektedir. Bu iki ayet ve kürtaj için sınırlı müsade, geçerli bir argumanın öncüllerini oluşturabilir. Bir şeyin önemi illa ki o şeyi kutsal kılmaz.
Örneğin, yukarıdaki iddiayı şu ifade ile karşılaştırın:
 ”Bir erkeğin yaşamsal sıvısını doğum kontrolü amacıyla zayi etmesi yasaktır zira 53:45-46 ayetinde açıkça gösterdiği gibi bebeğin cinsiyeti ve bütün yaşamının şekillenişi erkeğin yaşamsal sıvısına bağlıdır.” 
Görüldüğü gibi bu mantıksal olarak geçerli bir arguman değildir. Benzer biçimde, hamileliğin önemi ve kürtajın yasaklanması arasında tümdengelime dayalı bir ilişki söz konusu değildir.
İkinci olarak, referans verilen ayetler kocaların haklarını vurgular. Dolayısıyla buradan kürtajın ancak kocanın rızasıyla olabileceği hükmünü çıkarabiliriz.

”Birisini öldürdüğünüz zaman o insanın bedenini öldürürsünüz, ruhunu değil, çünkü ruh ölmez. Bu yüzden kürtaj da ruhu değil bedeni öldürmekle ilgili olduğundan, ruhun bedene girdigi zaman türünden bir sav iddia edilemez.”
Nefsin (bilincin/kişiliğin) ölmediğini kim söylüyor? Yoksa bu da yeni bir hadis mi? Bu ifade Kuran’ın pek cok ayetiyle çelişmektedir. Örneğin:
“Her nefs (kişi) ölümü tadacaktır ve hakettiğiniz karşılıklar kıyamet günü verilecektir…” (3:185)
Nefs (kişi) kelimesi çoğul formatı “enfus” ile ölüm ve uyku arasındaki benzerlik ve farklılığı açıklayan ayette karşımıza çıkar.
“Allah nefisleri (enfus) ölümleri esnasında alır, ölmeyenleri de uykuları sırasında….” (39:42)
Görüldüğü üzere ”ruh ölmez” ifadesi hem ruh kelimesine yüklenen anlam açısından hem de cümle olarak yanlıştır.
”Yine bazılarının Arap dilindeki cehaleti ve nasipsizliği onları ‘çocuklarınız’ lafzını yanlış anlamaya sevketmiştir (6:151). Burada gönderme yapılan ”çocuklarınız” kelimesi Arapça konuşan insanlar tarafından hem rahimin içindeki hem de dışarısındakiler için kullanılır.”
Bu savın doğruluğunu sınamak kolaydır. Arapça konuşan insanlar arasında yapılacak basit bir araştırma ”ewlad” (çocuklar) kelimesinin rahmin içerisindeki ceninler için kullanılmadığını bizlere gösterecektir. Bu araştırmayı objektif bir biçimde yürütmek ve önyargılı cevaplardan kaçınmak amacıyla kendilerine soru yöneltilenler tartışma hakkında bilgilendirilmemelidir. Dahası, hem Kuran, hem de Arap sözlükleri bu savı çürütür.
Arapça konuşanlar İngilizce fetus için cenin (kapanmış/örtülmüş olan) kelimesini kullanır. Kuran 53:32 ayetinde bu kelimenin çoğul formunu ”Ecinneh” şeklinde kullanır. Kuran aynı zamanda ceninin geçirdiği evreler için bazı açıklayıcı kelimeler kullanır. ”Alaka, Mudga.” Daha geniş bir ifadeyle cenin, haml (taşınan, yük)’dir. Tıpkı aşağıdaki ayette olduğu gibi:
“O günde emziren her kadın emzirdiği çocuğu unutur gider, her gebe kadın vaktinden önce yükünü bırakır…” (22:2)
”Arapçada ‘welede’ fiili doğurmak ve ‘mewlud’ kelimesi Tanrı’nın 31:33 ayetinde kullandığı gibi yeni doğmuş anlamına gelir. Ama ‘welede’ kökünün başka bir türevi olan ewlad sadece ‘doğmuş olan’ anlamına gelmez. Arapçada baba anlamına gelen ‘walid’ kelimesi yine aynı ‘welede’ kökünden geldiği halde baba, doğurma eyleminin öznesi değildir.”
Burada iki doğru ifadenin arasına kıstırılmış hatalı bir ifade sözkonusudur. ”Ewlad” (doğmuş çocuklar) sözcüğü “weled” (doğmuş çocuk) sözcüğünün çoğulu olarak yalnız ”doğmuş olan” anlamına gelir. Daha önce de işaret ettiğim gibi bunun sağlamasını kendi başınıza da yapabilirsiniz. Tek bir sözcüğün sağlamasını yapabilmek için Arapça uzmanı olmamız gerekmez.

”Walid” sözcüğü için ise az da olsa dilbilimsel bir bilgiye ihtiyaç duymaktayız. Evvela bu sözcük kolay bir biçimde baba sözcüğü ile bağıntılandırılamaz. Arapçada ”baba”’nın karşılığı ”Eb” sözcüğüdür. ”Eb” kelimesini ceninle ilgili olarak kullanabilirsiniz. Örneğin, hamile bir kadına ”bebeğinizin babası (Eb) kim?” diye sorabilirsiniz. Fakat aynı kadına ”bebeğin walid’i kim?” diye soramazsınız. Aklımızdan çıkarmamalıyız ki kişi, ancak bebeğin doğumunun ardından walide (bebeği doğuran) ya da walid (bebeğin doğumuna sebep olan) olarak adlandırılabilir.

Kısacası, walide kelimesi ”doğurduğu” için anneye, walid kelimesi de ”doğuma sebep olduğu” için babaya referansta bulunurken kullanılır. Üstelik Arap dilinin yapısal olarak ”iki baba” manasına gelen ”ebeweyn” gibi kelimeleri vardır ki bu kelime anne ve babanın her ikisi için kullanılır.
”Weled ya da ewlad sözcüklerinin anlamının sağlaması Tanrı tarafından 3:47 ayetinde olacak çocuklar için kullanılır:
‘Dedi ki: Rabbim nasıl oğlum olur benim? Bana hiç bir insan dokunmadı ki! Allah cevap verdi: Allah dilediğini işte böyle yaratır. Bir iş ve oluşa karar verdiğinde sadece ona OL der; o hemen oluverir.’ Bu ayette Meryem, oğul kelimesini weled şeklinde henüz doğmamış, doğacak olan İsa için kullanıyor.”
Evet ama bu ayet ceninle ilgili değildir. Olacak oğul hakkında bir KEHANETtir. Bu bağlamda yukarıdaki ayette weled sözcüğünü kullanmak son derece yerindedir. Ayette Tanrı Meryem’i ona bir oğul vereceğini müjdeleyerek bilgilendirmektedir.

Gelecek araştırmalar için bir soru:
Lütfen aşağıdaki iki ifadenin içerdiği farklı anlamlara dikkat edin:
1. Rahmin içinde bulunan KİMSE
2. Rahmin içinde bulunan ŞEY

Arapçada ”men” (kimse, kimse ki, o kiii ki) zamiri, insanlar, cinler ve melekler gibi kişiler hakkında kullanılır. ”Ma” (şey, şey ki) zamiri ise hayvanlar, bitkiler, yıldızlar gibi cansız nesneleri niteler. ”Ma” ayrıca her iki kategorinin karışımı için de kullanılabilir. Örneğin bütün yaşayan yaratıklar ”Ma ” zamiri ile adlandırılabilir.
Soru: Kuran cenine işaret ederken hangi zamiri kullanmaktadır? 2:228, 3:35 ayetlerini inceleyebilirsiniz.

ÖZET
1) Kuran, çocukları doğumdan sonra öldürme eylemini lanetler (6:151, 17:31).
2) İnsan öldürmek büyük bir günahtır (5:32).
3) Yaşam sahibi olmak, kişilik/bilinç sahibi olmaktan farklıdır. (39:42).
4) Embriyo, evrimleşen biyolojik bir organizma olarak kişi statüsünde kabul edilemez. Cenin aşamasının belli bir noktasından sonra kişilik (nefs) oluşur ve yeni bir kişi yaratılmış olur. (22:5, 23:14).
5) Dölyatağında geçirdiği 12 haftadan önce embriyo kişi olarak kabul edilemez (46:15 ve 2:233)

SONUÇ
Kürtaj cinayettir EĞER ki bu eylem annenin hayatını tehdit eden bir durum olmaksızın, gebeliğin ilk 3 ayından sonra gerçekleştirilmişse… Kürtajı ne öğütlüyor ne de öneriyorum, ama inanıyorum ki ensest ve tecavüz gibi sancılı koşulların kurbanları olan insanlar için bir seçenek olarak gözönünde tutulmalıdır.

Edip Yuksel

Yorum Gönder

 
Top