Menu
 


Sonsuz Cehennem ve Rahmetli Yaratıcı
Edip Yüksel
© 2003 yuksel.org, 19.org
İngilizce orijinalinden çeviren: Ensar Üzümcü

Bir monoteist olarak Kuran’a inanmak için beni zorlayan bilimsel, felsefi ve manevi nedenlere sahibim. Kuran’ı hem Türkçe hem İngilizce dillerine çevirmiş bulunuyorum. Buna karşın Kuran’ın tüm ayetlerini henüz özümsemiş olmadığımı da itiraf etmeliyim. Bazı ayetler kültürel-normlarıma yani yerleşik ideolojiler ile çelişiyorlar ve birkaç ayet de kitabın ap-açık olan hükümleriyle ve/veya doğanın yasalarıyla bir çelişki içerisinde görünüyor. Kültürümün ve yerleşik ideolojilerin göreceli olduğunu bildiğimden bu ilk grup ile rahatça başa çıkabiliyorum, fakat Tanrı’nın kitabında yer alan yahut O’nun doğadaki işaretleri (ayetler)  ile çelişki içerisinde görünen ayetler zihnimi kemiren ve inancıma bulaşan birer virüs gibiler.  Kuran’ın hiçbir ayeti ile entelektüel bir problem yaşamadığını iddia eden kişiler gördüğüm kadarıyla, ya inançlarını çevre baskısı, coğrafi konum, akrabalık veya dışarıdan gelen herhangi bir ikincil neden ile almış/edinmiş insanlar olmuşlardır veya yaşadıkları entelektüel problemlerini başkalarından gizliyorlar, hatta kendi idraklerinden bile. Her iki çeşit de, her nasılsa, iyi bir örnek teşkil edememektir.
Benim taşımakta olduğum şüpheler ise Kuran’ın doğruluğuna değil, fakat anlayışımın güvenilirliğine yöneliktir. Ortodoks âlimlerinin ve din adamlarının düşüncelerini körü-körüne takip etmeyi gerektiren Sünni kaideleri reddettiğim ve dinime tek kaynak olarak sadece Kuran’ı kabul ettiğim için, her ne zaman bir ayeti anlayış biçimim 4:82 ayeti ile bir problem oluştursa, bilgimin artması için ilahı mesajın öğüdünü izler ve sabır ile hareket ederim (20:114), uzmanlara, körü körüne taklit etmeksizin (17:36) danışırım (21:7), kişisel çıkarlarımı, keyfi arzularımı ve asılsız iddiaları uzak tutarım (53:28), ve Allah’ın eninde sonunda açıklama sağlayabilen biricik kaynak olduğunu bilirim (75:16-19). Bazen, tutarlı bir anlayışa ulaşabilmek birkaç ay alır, fakat kimi zaman ise bu yıllar ve hatta onlarca-yıl isteyebilir. Zihinsel ve manevi deneyimlerimin her biri aşağıdaki hakikatlere tanıklık etmektedir:
“Bilgiyle detaylandırdığımız, inanan bir toplum için yol gösterici ve rahmet olan bir kitabı onlara getirdik.” (7:52)
“Rahman, Kuran’ı öğretti.” (55:1-2)
Cehennemin süresi ile ilgili gözlemlerimi sizlerle paylaşmadan önce,  zihinsel mücadelerimi ve onların oluşturduğu sonuçlarla ilgili birkaç örneği paylaşmak isterim (Eğer uzun bir giriş mahiyetindeki bu kısmı okuyabilecek sabra sahip değilseniz, lütfen “Cehennem Sonsuz mudur?”  ile başlayan bölümden okumaya devam ediniz).
Örneğin, 5:38 üzerinde yapmış olduğum ve on beş yıldır gelişmekte olan sorgulamalarım üç farklı anlayış ile sonuçlandı: (a) toplum içinde utandırma ve kimlik teşhisi sebebi ile bir hırsızın elini kesmek veya işaretlemek, (b) fiziksel olarak hırsızın elini kesmek, veya (c) hırsızın çalması ve bir haneye girmesinin engellenmesi için, kullandığı araçlar ile ilişkisinin kesilmesi  (muhtemelen rehabilitasyon veya hapis yolu ile). Ekonomik ve sosyal şartlara bağlı olarak, işlenen hırsızlığın sıklığı, sosyal yapı için oluşturduğu risk miktarı, ekonomik, sosyal ve psikolojik maliyetler de göz önünde bulundurularak, önerilen bu cezalardan herhangi birisini toplum seçebilmelidir. Diğer bir değişle, kasıtlı olarak burada farklı manalara gelebilen bir fiilin, toplumlara zaman, tavır, kültür ve dönemin şartlarına uygun seçim yapabilmesi için özellikle kullanıldığına ikna olmuş durumdayım. Kuran’ın mesajını ilk neslin anlayışı ve pratiği ile sınırlandırmak (Muhammed Peygamber ve onların yoldaşları dâhil) Kuran’ı tüm zamanlara hitap eden evrensel ilahi karakteri yok saymaktır.
İkinci bir örnek daha vereyim. 2:233 ve 46:15 arasında görülen çelişki üzerine yaptığım sorgulamalarım, birkaç ay içerisinde beni hiç varmak istemeyeceğim bir noktaya ulaştırdı: hamileliğin normal süresini 266 gün (veya 38 hafta) olarak kabul edersek 86 günlük hamilelik sürecinde yapılan kürtajın bir cinayet olmadığını gösterirdi. İlk üç aylık dönemde, anne karnında oluşan fetüs bir ‘kişi’ olarak kabul edilmiyordu Kuran’da.  Kişilik (nefs), bilincin ortaya çıkması ile oluşan bir şeydi. (Yunan filozofu Eflatun’un kendisinden sonraki dönemde yaşayan Müslüman âlimler üzerindeki etkisi nedeniyle Nefs kelimesi genellikle Ruh olarak yanlış bir şekilde çevrilir.) Kişi “yeni bir yaratılış” evresi olarak tanımlanır ve bu süreç, sperm olma, embriyo, kemikleri ve eti oluşturan fetüs gibi farklı aşamaları izleyerek nihayetinde yeni bir yaratığı oluşturur (23:14; 22:5). Benim 4:34 üzerinde sergilenen geleneksel anlayış ile yaşadığım problemim ve bunu 30:21 ile uzlaştırma sürecim ise, araştırma ve “tesadüfi” bazı olaylar sonucunda bir yıl içerisinde gerçekleşti. Erkekler kadınların üzerinde bir yönetici değildiler, fakat onların geçiminden sorumluydular; kadınlar kocalarının düşkünü olarak tanımlanmamışlardı, fakat Yaratıcılarına düşkünlerdi; asıl mevzu kocaya bir başkaldırma değil fakat evlilik akdine sadakatsizlikti; ve kocalara eşlerini dövmek için nasihat verilmemişti, fakat boşanma kararından önce onlardan uzaklaşmaları söylenmişti.
Benzer bir şekilde, 4:3 ve 4:129 için gösterilen geleneksel anlayışla uzlaşamıyor olmam, onlarca yıl sonra 4:127’de kullanılan bir ifadenin tüm dünyada hatalı olarak çevrildiğini fark etmemle çözülmüş oldu. Kuran çok eşliliğe izin vermesine rağmen (4:3) bunun gerçekteki pratiğini bazı önemli durumlar ve ön koşullar belirterek kısıtlar ve heves kırar: erkekler birden fazla eşliliği sadece, geride kalan kadınlar dul ve yetim bir çocuğa sahip olmaları şartı ile gerçekleştirebilir. Bu durumda her iki eşine de eşit ve adil bir şekilde cömert davranmalıdır. (Bkz 4:19-20, 127-129.) Ne yazık ki, 4:127 ayeti de hadisçi ve mezhepçi önyargılar ve şablonlarla yanlış tercüme edilmiş ve yanlış bir çeviri ile, henüz olgunlaşmamış kız çocuklarıyla evlenilmesi gerektiğini öneren bir hale getirilmiştir. Asıl mevzu net bir şekilde bununla alakasızdır.
Sizlere son bir örnek daha sunayım. Sadece Kuran mesajını kabul ettiğim 1986 yılında, 2:106’nın uydurma hadisler ve mezhep kitaplarıyla yapılan yanlış çevirisindeki anahtar bir kelime ile sorun yaşamış idim, çünkü bu kelime Kuran ile çeliştiğini ima ediyordu ve diğer tüm ayetlerin fesih edilmesine yol açabilecek kadar hassas bir yapıdaydı.  “Ayaat” kelimesi, “ayeh” kelimesinin çoğuludur. Kuran içerisinde hem işaretler/mucizeler hem de Kuran’ın ayetleri/vahiyleri anlamlarında kullanılır. Kuran’ın kendi ayetleri işaret/mucize olduğu için bu kelimenin çoğul hali, genellikle her iki anlamı da eş-zamanlı olarak barındırır. Kuran’ın tek-bir ayeti delil/mucize olarak görülmez, çünkü Kuran’ın bazı kısa ayetleri (örneğin, 55:3; 69:1; 74:4; 75:8; 80:28; 81:26) benzersiz değillerdir ve Arapça konuşan insanların günlük iletişimlerinde de görülürler. İşin aslı, Kuran, en küçük birim olarak sadece sureleri mucize kapsamına alır (10:38), ve en kısa sure 3 ayettir (103; 108;110).  Bundan ötürü, Kuran’ın cümleleri/vahyi için sadece ‘ayeh’ kelimesinin çoğulu, yani ‘ayaat’ kullanılır. Bununla beraber, bu kelimenin tekil formu, AYEH, Kuranda geçtiği 84 noktanın hepsinde işaret veya mucize anlamlarında kullanılmıştır. Böylece, ‘ayeh’ kelimesinin 2:106 deki tekil formunu çevirirken “işaret” veya “mucize” olarak tercüme etmeyi tercih ediyorum.
Makalelerim ve kitaplarımda bu konuları ve Ortodoks geleneklerine uymayan başka bir çok tezi ayrıntılarıyla tartıştım. Allah nasip ederse, bu konuyu ve başka birçok ayeti İngilizce Kuran çevirimizde ayrıca tartışacağız. (Bu makalenin İngilizce orijinalini yazdıktan 4 dört yıl sonra Quran: a Reformist Translation olarak yayımlandı). Şimdi, en yakındaki araştırmama geri dönelim…

Cehennem Sonsuz Mu?

Allah, nihai yaratılışın tek kaynağı, kendi kaderini özgürce belirlemeye kadir bir canlıyı yaratmanın sonuçlarını test etmeyi seçti. (18:29; 6:110; 13:11). Doğuştan gelen mantık kuralları kendisine yardımcı olsun ve bununla iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan ayırabilsin diye Allah, prototip olarak yarattığı insana kendi ruhu/mantığından yükledi (15:29; 32:9; 38:72). Peygamberler ve doğru yolu içeren kitaplar sadece fazladan birer hediye idiler, mantık ile keşfedilebilen gerçeklerin öz-hatırlatıcıları olarak… (2:37-38; 10:57; 11:17; 16:89; 21:107; 29:51; 16:2; 36:69; 37:87; 39:21; 42:52; 58:22). İnsanların özgür iradeye sahip olmasının çözümlenmesi en zor olan paradokslardan birisi olduğunu bilmeme rağmen, bunu iman yolu ile kabul ediyorum (18:29; 57:22). Allah, bu gezegen üzerindeki hayatı ve ölümü, kendi nihai yaratığını test etmek için var etti (67:2).  Belirli bir olgunluktan sonra birey, Allah nezdinde sorumlu hale gelir (46:15). Allah, kendi orijinal programları ile çelişen bir yolu bilinçli olarak tercih edenleri, kendilerini yanlış fikirler ve aksiyomlar aracılığıyla bozulmaya maruz bıraktıkları için, bir karşılık ile cezalandırmayı seçti (2:57; 4:107; 6:12,20,26; 7:9,53177; 59:19). Virüslerin bulaştığı programlar Cehennem adı verilen pişmanlık dolu bir süreci tadacaklar(Cehennem ve Cennet birer benzetmedir: 13:35; 17:60; 37:62-64; 7:44-50). Bu süreçte, bozulmuş olan programlar ve onların baş virüs program üreticisi (Şeytan) cezaya tabi tutulacak (7:11-27; 38:71-88), ve sonra hep birlikte imha edilecekler. Yargı gününde iyileştirilemeyecek olan biricik virüs, şizofrenik karakter oluşturan virüs olacaktır. Kendisini Allah’tan başka tanrılara adayan kişilikler, yanlış ilahlardan arınmayan ve özüne, yani kendisini Allah’a yabancılaştıran kişilikler olacaktır (4:48,116).
Cehennemin sonsuza dek yanacağı fikri beni onlarca yıldır rahatsız etmekteydi, fakat ben bu problemimi “Allah Bağışlayandır ve Adaletlidir; O bilmediğim şeyleri bilendir” diyerek bastırdım. Allah elbette bizlerin bilmediği birçok şeyi biliyor. Fakat ya eğer bazı hurafe bilgilerimizi ve yanlış inançlarımızı böylesi bir özür ile gizlemeye çalışıyorsak? Ya Allah’ın bizlere verdiği en mükemmel hediye olan aklımızı, inanan ile inanmayanı ve insan ile hayvanı birbirinden ayıran fonksiyonu kullanmaktan kendimizi men etmekteysek? (2:73, 170, 171, 242, 269; 3:118, 190; 7:169; 8:22; 10:42, 100; 11:51; 12:2, 111; 13:4, 19; 16:67; 21:10, 67; 23:80; 24:61; 29:63; 30:28; 38:29; 39:9, 18, 21; 40:54; 59:14). Elbette, “akıl” ile kendi kişisel isteklerimi birbirine karıştırmayla ilgili önemli bir tehlike söz konusuydu, bilgisizlik ve kültürel-eğilimlerim keza… Kendi isteklerim doğrultusunda keyfi çıkarımlar yaparak Tanrı’nın sözlerini çarpıtabilir veya kısıtlı olan bilgimle anlamı sınırlandırmış olabilirdim. Burada ince bir çizgi vardı. Aklımı, belirli bir kesimden aldığım/edindiğim anlayışı sorgulamak için mi kullanmalıydım, yoksa bana öğretilmiş olduğu gibi her şeyi aklımı kullanmadan takip mi etmeliydim? Ailemizin adımları ve dini öğretilerin ardına körü-körüne düşmemek veya kalabalıkların izlenmesi hususunda Kuran’ın sürekli yaptığı uyarıları bildiğimden (6:116; 2:170; 9:31; vb.), sorgulanmayan bir inancı reddediyor, bilgiyi ve aklı öncü alan bir inancı tercih ediyorum. Geleneklerine bağlı olmayan bir anlayışı kabul etmek için, çapraz sorgulama süzgecini kullanırım: Kitabın ana dili ile o şeyi destekleyebiliyor olmalıyım VE gelenek-dışı olan anlayış ilahi yasalarla bir çelişki göstermemeli ve de kitabın kaidesi ile, yahut hem kitabın hem de doğadaki ilahı kanunların kaidesi ile uyum içerisinde olmalı.
Beş yıl kadar önce, Musa Jarullah, Bigiyev tarafından yazılan bir kitapçığın Türkçe çevirisini okumuştum, Evrensel Kurtuluş (The Universal Salvation, 1874-1949).  O kitapçıkta, Bigiyev Kuran ve Hadise göre Cehennemin sonuz olmadığını tartışmıştı. Kitapçığı okumayı bitirdiğimde heyecanımı ve umudumu yitirmiştim; yazar, milyonlarca insanın cehennemin sonsuz olduğuna inanmasına yol açan konularla alakalı birçok ayete maalesef değinmemişti.  Radikal bir tez ileri sürüyordu ancak bu tezini destekleyen tartışması yüzeyseldi. İlgili ayetler üzerinde bilimsel bir değerlendirme yerine, daha çok, duygularımıza hitap ediyordu. Hayal kırıklığına uğramıştım. Her ne kadar inancımı ve zekamı sessizce ve çelişkili bir kavram olarak zihnimin arka-planında sürekli kemirse de sonsuz cehennem inancıma devam ettim. Müşrikleri ve kafirleri sonsuza kadar cehennemle tehdit eden, bir çok ayetleri/işaretleri görmezden gelemezdim. Ama Tanrı’nın Kuran içerisinde en çok tekrar edilen sıfatının, kendi merhameti olduğu gerçeğini de inkâr edemezdim. (Rahim 114 kere, Rahman 57 kere, vb.) Allah, kendisi için merhameti gerekli kıldı (6:12,54) ve O’nun merhameti geniştir (6:147; 40:7). Yargı gününde Allah ve İsa arasında gerçekleşecek olan şu diyalogun verdiği mesaj beni bu konuda sürekli teskin etmiştir:
“Onları cezalandırırsan, onlar senin yaratıklarındır. Onları bağışlarsan, kuşkusuz sen Üstünsün, Bilgesin. ALLAH ilan edecek: “Bu, doğrulara doğruluklarının yarar sağladığı gündür.” Onlar için içlerinden ırmaklar akan ve orada sürekli kalacakları bahçeler var. ALLAH onlardan, onlar da O’ndan hoşnut olmuştur. Büyük başarı işte bu…” (5:118)
Allah’ın adaletli olduğu, ayrıca sık bir şekilde vurgulanıyordu (3:182; 4:40; 8:51; 11:101; 16:33,118; 22:10; 41:46; 43:76; 50:29; 99:7-8)Nasıl olur da rahmetli ve adaletli bir Allah, çok kısa bir süre içinde işlenen suçlar nedeniyle kendi yaratıklarını sonsuz cehennemle cezalandırabilir? Sonsuzluk ile kıyaslandığında neredeyse sıfır olan çok-kısa bir süreç! Nasıl olur da ilahi rahmet benim kısıtlı rahmet anlayışıma bile yetersiz gelebilirdi? Eğer Allah’ın bilgisi/mantığı/ (ruhu) içinden genetik programıma bir parça aktarılmış ise, o zaman Allah’ın rahmeti ve adaletini, koşulsuz kabul edebilmek için bir yol bulabilmeye muktedir olabilmeliyim, bu rahmet ve adaleti tam manası ile kavrayamasam dahi…

Müşrikler ve Fanatik İnkarcılar Cehennemde Sonsuza dek Kalmaya Mahkum Edilirler!

Başlık içerisinde belirtilen şeyin “Müşrikler ve Fanatik İnkârcılar Sonsuz Cehennemde kalmaya Mahkûm edilirler” olmadığına lütfen dikkat ediniz. Ayrıca, Kuran içerisinde kullanılan dil yapısıyla birlikte gelen bir farklılık var. Müsaadenizle açıklayayım:
KhaLaDa kökünden türemiş olan tüm kelime yapıları (sonsuz olmak, sonsuz yaşam, bir yerde sonsuza dek kalmak, veya uzun bir süre kalmak, ya da yaşam süresi) Kuran’da 87 kez görülür. Eğer yaptığım ön-inceleme doğru ise, bunlardan 40 tanesi cennetteki ödüllendirilme süresini betimler (2:25; 2:82; 3:15; 3:107; 3:136; 3:198; 4:13; 4:57; 4:122; 5:85; 5:119; 8:42; 9:22; 9:82; 9:89; 9:100; 10:26; 11; 23; 11:108; 14:23; 18:108; 20:86; 21:102; 23:11; 25:15; 25:16; 25:76; 29:58; 31:9; 39:73; 43:71; 46:14; 48:5; 50:34; 57:12; 58:22; 64:9; 65:11; 98:8; 50:34), ve diğer 40 tanesi Cehennemdeki cezalandırılma süresini betimler (2:39; 2:81; 2:162; 2:217; 2:257; 2:285; 3:88; 3:116; 4:14; 4:93; 4:169; 5:80; 6:128; 7:36; 9:17; 9:63; 9:68; 10:26; 10:27; 10:52; 11:107; 13:5; 16:29; 20:101; 21:99; 25:29; 25:69; 32:14; 33:65; 33:103; 39:72; 40:76; 41:28; 43:74; 47:15; 59:17; 64:10; 72:23; 85:17; 98:6).
KhaLaDA kelimesi ayrıca UzunSüre anlamını da barındırmaktadır. Örneğin, klasik Arapça sözlüğü, Lisanul Arab, KhawaLiD kelimesinin çoğul halini dağlar ve taşları anlatmak için kullanır, çünkü bunlar çok uzun süreler boyunca hayat içerisinde yer bulurlar. Kuran, en az bir yerde, bu kelimenin geçmiş zaman kipli halini, hayatta kalma süresini tanımlamak için kullanır (7:176).  Bu ayet fanatik bir inkârcıdan bahseder ve bize onun ” Akhlada ilal ardi” olduğunu bildirir, yani, dünyaya saplandı ve hevesinin ardına takıldı! Bu makalede KHaLaDa kelimesi ve onun tüm türemiş formlarının çok uzun bir zamanı anlatmak veya belirli bir yaşam süresini göstermek için kullanıldığını tartışmıyorum. Böylesi bir tartışmaya mahal verebilecek bazı deliller olabilse de, şimdiye dek buna kanaat getirmiş değilim.
AbaDa sıfatı ise (kesintisiz, her zaman, daima), Kuran’da 28 kere gözükür ve bunların dışında olan, dokuz tanesinde cennette geçirilen süre tanımlamak için kullanılır (4:57; 4:122; 5:119; 9:22; 9:100; 18:3; 64:9; 65:11; 98:8) ve üç tanesinde bu kelime cehennemde geçirilen süreyi anlatır (4:169; 33:65; 82:23). Nitekim 5:37; 22:22; 32:20 ayetleri inkarcıların cehennemden çıkmaya çalışacaklarını, fakat bunu hiçbir zaman başaramayacaklarına vurgu yapar. Kesintisiz cezalandırılmayı protesto eden ve buna karşı çıkanların yakarışları reddedilecektir (3:24).
ABaDa kelimesi 9:84; 9:108; 24:4; 33:53; 59:11 ve 62:7 ayetlerinde koşulun süresine bağlı bir sonsuzluğu belirtmek için kullanılmıştır:
  • “Onlardan ölen birisi için asla (La … ABaDa) namaz kılma” 9:84
  • “Böyle bir yerde ebediyen (La … ABaDa) namaza durma” 9:108
  • “ve onların tanıklığını ebedi olarak (La … ABaDa) kabul etmeyin.” (24:4)
  • “onun eşleriyle asla (La … ABaDa) evlenmemelisiniz.” (33:53)
  • “sizin aleyhinize hiçbir zaman (La … ABaDa)  kimseye itaat etmeyeceğiz.” (59:11)
  • “yapmış olduklarından ötürü hiçbir vakit (La … ABaDa) onu dileyemeyeceklerdir” (62:7)
Buradaki tüm negatif ifadeler ABaDa kelimesini sürekli devam eden bir yasaklamayı ifade etmek için kullanırlar. Daha net bir ifade ile, bu, belirtilen koşul var olduğu sürece geçerlidir. Örneğin, cenaze namazı için yasaklama getirilen kişi vefat ettiğinde, doğal olarak yasağın kendisi de sonlanmış olacaktır. Ölü birisi başka bir ölünün arkasından dua edemeyeceği için, bu yasaklama da pratik olarak sonsuza dek devam edemeyecektir. Benzer bir şekilde, Peygamberin tüm eşleri vefat ettiğinde, onlarla evlenme yasağı da varlığını yitirir… Böylece, yasağın sürekliliği, aslında, bazı koşullarla veya ilgili konuda belirtilen yaşam-süresi ile sınırlandırılmıştır. Başka bir değişle, yukarıdaki örnekte ABaDa kelimesi belirli bir periyodun tümüne işaret eder.
Cehennemdeki Ebedi Cezalandırma, Cehennemin veya Oraya Atılanların Sonsuz Olduğu Anlamına Gelmek Zorunda Değil
Yunus’u hatırla. Kendisine verilen görevi terk ettiğinde bir balina tarafından yutulmuştu.
“(Tanrı’yı) anıp düşünmeseydi, Diriliş Gününe kadar onun karnında kalacaktı.”  (37:142,143)
Ne Yunus nede onu yutan balina diriliş-gününe kadar yaşayabilecek bir-ölümsüzdü. Yani, bu Kur’ani açıklama Yunus’un balina karnında son bulacağını veya öleceğini bize bildirir. Her ikisi de kısa sürede bitecek olsa bile, balina, diriliş-gününe kadar Yunus’un nihai kaderi ve durağı olurdu. Eğer Yunus Diriliş-günü tekrardan diriltilecek olmasaydı (balina ile birlikte, 6:38), aynı mantığı kullanırsak, ayet şöyle olmalıydı: ” O balığın karnında ebedi olarak kalacak idi.”
Benzer bir şekilde, Cehennem içerisinde süresiz kalacak olan puta-tapıcılar veya inkarcılar hakkında bizlere bilgi veren ayetler, Cehennemin sonsuz olduğunu anlamına gelmez, gelmek zorunda değil. Tabi Cehennemin kendisinin sonuz olduğu belirtilirse durum değişir… Bu, inkârcıların ve puta-tapıcıların Cehennemde son bulacakları anlamına gelir, farklı başka bir anlama değil. Eğer bir gün Cehenneme, içinde barındırdığı sakinleri ile birlikte son verilseydi, o zaman inkârcılar ve puta-tapıcılar Cehennem içinde sonsuza dek kalmış olurlardı. Onların cezası da böylece tüm Cehennem yaşamı olurdu.
Aslında Kuran, hem Cehennem-cezası hem de Cennet-ödülünün kendi süreçleri ile ilgili koşullandırıldığını bildirir.
“Gökler ve yer durduğu sürece orada kalıcıdırlar; ancak Rabbin dilerse başka. Rabbin, dilediğini Yapandır. Mutluluğu hak edenler ise, gökler ve yer kaldığı sürece cennette kalıcıdırlar. Rabbin dilerse başka… Kesintisiz bir ödüldür bu.” (11:107-108)
Kuran, Dünya ve Cennetin farklı bir Dünya ve Cennet ile değiştirileceğine dair bizleri bilgilendirir (14:48). Eğer bu ayette belirtilen yeninden-diriliş Yargı-Gününden önce ise, o zaman başka bir yeninden-dirilişin mümkün olma olasılığı da var. Cennetin tekrardan yaratılacağına dair bazı işaretler var. Mesela, KhulD (sonsuz, tükenmeyen) kelimesi Cehennem için kullanılmamıştır, fakat Cennet tasvir edilirken bir sıfat olarak kullanıma dâhil edilmiştir (25:15).  Diğer taraftan, aynı sıfat Cehennemi tanımlamak için kullanılmamıştır, fakat Cehennemdeki-Ceza tanımlanırken kullanıma katılmıştır.

Cehennem, İçinde İkamet Edenlerle Birlikte, Hiç Var Olmamış gibi Yok Edilecek

Dilimiz eş anlamlılar, zıt anlamlılar, söylevler, karşılıklar ve benzerlerini barındırır. Kuran sık bir biçimde kelimeleri/kavramaları karşılaştırmak, açıklamak veya söylevler için kullanır. Genellikle,  anlam olarak birbirleriyle ilişkili olan kelimelerin frekansları, aynı zamanda matematiksel harmoniyi de açığa çıkartır ki, bu kitaplarımda geniş olarak yer verdiğim ayrı bir konudur. Örneğin, Ahiret ve Dünya, Melek ve Şeytan, Rahman(Merhamet) ve Hüda(Yol gösterme), Qul (De) ve Qalu (Dediler), Khalq (Yaratmak) ve Helaak (yok etmek), Hayat (Yaşam) ve Mevt (Ölüm) anlamsal ve matematiksel olarak birbirleriyle ilişkili kelimelerdir.
Gelin 40:11 ve 67:2 ayetleri üzerinde biraz düşünelim. Birinci ayet iki yaratılış ve iki ölüme değinirken ikincisi, yaşam ve ölümün yaratılışı ile ilgilidir. Kuran dilinde ölümün yaşam olmadan var olmayacağını eğer bilebilirsek, bu iki ayet çok daha iyi anlaşılabilir. Onlar bir arada var olabilirler, çünkü Ölüm beynin bilinçli fonksiyonlarının kalıcı olarak askıya alınması (39:42; 16:21) fakat yeniden diriliş gününe kadar devam edecek olan, bu dünyaya ait bir aşamadır (29:57; 10:56; 22:6). Ölüm, yaşama öncülük eden bir süreçtir. Yaşayan bir canlı ölecek ve ölü canlı tekrar yeni bir hayat kazanacaktır (22:66). Bitkiler sezonlar boyunca başarılı bir biçimde yaşam ve ölümü tercübe ederler (2:64; 3:27; 6:95; 16:65; 22:5-6; 30:19-50; 35:9). İlk yaratılıştan önce ne ölüm ne de yaşam var idi; sadece vardık. Fakat, Tanrı ölüm ve yaşamı yaratmaya karar verdi (67:2). Yaratılış, ölüm, hayat (şuan ki), ölüm, hayat (yeniden-diriliş). Diğer bir değişle, iki ölüm ve iki hayat (40:11). HaLaKa kelimesi, diğer bir yönüyle, seyrek olarak bir bireyin ölümünü anlatmak için kullanılır (40:33), fakat genellikle dönüşü olmayan yıkımlar ve yok edilişler, veya bir varlığın tamamıyla ortadan kaldırılması için kullanılmıştır (5:17; 6:6; 6:47; 8:42; 20:128; 21:95; 22:45; 28:59; 36:31; 69:5; 77:16).
“… Böylece, yok edilen, apaçık bir delille yok edilsin, yaşayan da apaçık bir delille yaşatılsın. ALLAH İşitendir, Bilendir.” (8:42)
Yukarıdaki ayet, yalnızca bir savaştaki yaşamların kaybedilmesi ve hayatta kalınmasından bahsetmez, aynı zamanda daha farklı düzeydeki kozmik bir olaya da değinir: inançsızlar bir temele dayanmayan yanlış öğretilere rağbet ettikleri için sonsuza dek yok olacak; ve inananlar da apaçık olan gerçeklere rağbet ettikleri için sonsuza dek yaşayacaklar. Yaşam ve ölüm elbette birer mecaz olarak, gerçek ve yanlış-öğretileri tanımlamak için kullanılmıştır (6:122). Aslında, gerçeğe tanık olmak ve onu kabul etmek hem mecazi ve hem gerçek olan bir yaşama doğru bir kapı açar:
“Ey inananlar, size hayat verecek şeylere çağırdığında ALLAH’a ve elçisine yanıt verin. Bilin ki ALLAH kişi ile kalbi arasına girer ve O’nun huzuruna toplanacaksınız.” (8:24)
Yukarıdaki ayetten ilahi mesajı reddedenlerin sonsuz yaşamı kaybedeceklerini çıkarsamak makul gözüküyor. Peki, Cehennemde ölecekler mi? Cevap, Hayır:
 “Kim Rabbine suçlu olarak gelirse cehennemi hak eder; orada ne ölür, ne de yaşar.” (20:74)
Öyleyse, alternatif çok-açık: tamamıyla yok ediliş, ontolojik olarak bir neslin cehennem ile imha edilmesi. En ölümcül virüsü kendilerine bulaştırma kararını özgürce vermiş olan programlar (masum bir programı öldürmek veya Allah’ın yanında ilah edinmek gibi) ve böylece bozulmaya uğrayanlar, sonsuz cezalandırmaya tabi olacaklardır: yeniden diriliş sonrasında bir teşhis süreci yaşayacaklar, adalet, pişmanlık ve sonrasında yeni gök ve yeni yeryüzünün yaratılmasıyla, cehennem ile birlikte yokluğa fırlatılacaklar. Belki de, ahirete inanan ve dinini sadece Allah’a özgüleyerek sonsuz yaşamı seçen, böylece erdemli bir yaşam sürerek yargı günü sonsuz yaşamı kazanmayı hak eden akrabalarının zihinlerindeki onlara dair anılar da silinip yok olacaklar.
Kuran’ın bu ana kayıttan silinerek yok edilme işleminden söz etmesi ilginçtir. İlahi belleğinden suçluların tamamıyla silinmesi işlemi:
“Bugünkü karşılaşmanızı unutmanızın sonucunu tadın, biz de sizi unutacağız. Yaptıklarınızın bir sonucu olarak ebedi azabı tadın.” (32:14)

Allah Adaletli ve Rahmetlidir

Kuran Allah’ın mükemmel adaletini sürekli hatırlatarak bizlere teselli sunar. Aşağıdaki ayet Allah’ın adalet ve rahmetine dair bize açık bir fikir sağlar:
“Kötülük kazananlara ise kötülüğünün aynısıyla karşılık verilir. Yüzlerini bir aşağılanma duygusu kaplar. ALLAH’tan başka bir koruyucuları yoktur. Yüzleri sanki karanlık geceden bir parçayla bürünmüştür. Onlar ateş halkıdır; onlar orada ebedi kalacaklardır.” (10:26-27)
Sonsuz bir Cehennemde işkence çekmek bu ilahi adalet ile çelişir, çünkü sınırlı bir süreye sahip olan insan hayatı içinde işlenmiş olan günahlar sonsuzluğa eşit olamazlar. Oysa sonsuz olmayan bir Cehennem hayatı içerisindeki sürekli bir cezalandırma böylesi bir çelişkiyi ortadan kaldırmaktadır. Yaptıklarının bir ürünü olarak karşılıklarını aldıklarında, kötü-işlerin yöneticileri 4:48’de belirtildiği gibi varlık âleminden silinecekler. Onların son durağı cehennem olacak ve cehennem de yokluğa karışacak.
Allah Merhametli ve Bağışlayıcıdır (1:1)

Yorum Gönder

 
Top