Menu
 

NAŞİZE KADINI DÖVELİM Mİ, TAV’LAYALIM MI? .

Nisa 4/101’deki ‘iżâ darabtum fî-l-ardi’ ifadesi için ‘yer yüzünü dövdüğünüz zaman’ demiyor, ‘sefere çıktığınız zaman’ diyoruz, 

İbrahim 14/75’teki ‘Daraba(A)llâhu meselen’ ifadesi için ‘Allah dövdü’ demiyor, ‘Allah bir misal verdi’ diyoruz, 
.
Kehf 18/11’deki ‘fedarabnâ ‘alâ âżânihim’ ifadesi için ‘kulaklarını dövdük’ demiyor, ‘kulaklarına perde çektik’ diyoruz, 
.
Nur 24/31’deki ‘velyadribne biḣumurihinne’ ifadesi için ‘başörtülerini dövsünler’ demiyor, ‘ ‘başörtülerini göğüslerine salsınlar’ diyoruz, 
.
Hadid 57/13’teki ‘feduribe beynehum bisûrin’ ifadesi için ‘dövüldüler’ demiyor, ‘duvar ile araları ayrıldı’ diyoruz …
.
Ama Nisa 34’teki ‘vadribûhun(ne)’ ifadesini görür görmez anında ‘dövün onları’ mealini çakıyoruz! Niye? 
.
Çünkü buradaki muhatap kadın! Vurun abalıya!
.
Üstelik de diyoruz ki; ‘Nebi-Resulümüz Kuranı en iyi anlayan ve tatbik eden örnek rehberdi (33/21), o eşleri ile ciddi sorunlar yaşadı, hatta bir keresinde boşanmanın eşiğine bile geldi (66/1-5), ama o hiçbir zaman eşlerini dövmedi, onlara bir fiske dahi vurmadı, hatta bunu aklından bile geçirmedi, ashabını da bundan men etti…’
.
El-hak doğru, peki nedir derdiniz?

‘Evet Resulullah eşlerini asla dövmedi ve ashabını da bundan men etti ama Kuran kadınların dövülmesini emrediyor, çünkü o zaman ki Arap toplumunda bu vardı, şimdi biz yadırgıyoruz ama o zaman normaldi bu’!!! 
.
Yahu bu ne yaman bir çelişki? Kuran 15 asır önce indi de Resulullah günümüzde mi yaşadı? Resulullahın en iyi anladığı ve tatbik ettiği Kuran, m. 610-632 yılları arasında kendisine nazil olan Kuran değil mi? Kuranın tavsiyesinden daha güzel/ideal bir tavsiye mi var ki Resulullah bu tavsiyeye uymuyor ve hatta ashabını bundan men ediyor? 
.
Not: Bu konuda daha detaylı bilgi için Kitap ve Hikmet Dergisi’nin Ocak-Şubat 2017 sayısında yer alan ‘Naşize kadını dövelim mi tav’layalım mı? başlıklı makalemize bakılabilir. Biz Nisa 34’ü şöyle meallendiriyoruz;
.
‘’Kendileri ile nüşuz yaşadığınız (kalkıp gideceğinden şüphe ettiğiniz) kadınlara gelince; onlara güzel sözler söyleyin ve yataklarından ayrılarak onları oraya/yataklarına bırakın/salın. Eğer sizin için -bu şekilde- tav olurlarsa (gönüllü olarak size dönerlerse) artık onlar için başka bir yol aramayın. Allah yücedir, büyüktür.’’(Nisa 34) 
.
Neden böyle bir meali tercih ettiğimizin gerekçelerini ona yakın delil ile makalemizde izah ediyoruz. Sadece bazı örnekler;
.
1)Erkeğin nüşuzundan bahseden Nisa 128’de sulh/barış amaçlanıyor. O halde mütekabiliyet gereği bu ayetteki amaç da barış olmalıdır. Dövülen kadın ise barıştan uzaklaşır. 
.
2)Ayetin devamında ‘bu şekilde size itaat ederlerse başka yol aramayın’ deniyor. İtaat, tav’an yani gönüllü olarak yapılan bir fiildir. Demek ki amaç kadının tav edilmesi yani gönlünün kazanılmasıdır. Hiçbir kadının gönlü ise dövülerek -kerhen- kazanılamaz (müminler ‘işittik ve itaat ettik’ derken(24/51) işittik ve gönüllü olarak –tav’an- boyun eğdik demiş olurlar. Zira Allaha tav’an değil de kerhen boyun eğenler mü’min değil münafıktırlar, çünkü onlar tav’an değil kerhen boyun eğmişlerdir).
.
3)Ayete yer alan ve genelde de ‘önce öğüt verin sonra yatağınızı ayırın sonra da dövün’ şeklinde tercüme edilen ‘fe’izûhunne vehcurûhunne fî-lmedâci’i vadribûhun(ne)’ ifadesi tehdit ve şiddet dozu giderek artan 3 farklı fiili değil, aynı anda/senkronize olarak yapılacak ardışık 3 fiili ifade eder. Zira lafızda ‘sümme/sonra’ değil ‘ve’ bağlaçları vardır. Ve bu ve bağlaçları tefrik/ayırmak için değil cem/birleştirmek içindir. Yani koca, kendisini terk etmeyi düşünen karısını yatağında yalnız/rahat bırakarak ama ona güzel sözler söylemeye devam ederek (böylece onu salt bir cinsel obje olarak görmediğini, ona değer verdiğin, sevdiğini ispatlayarak) gönlünü kazanacak ve onu kendisi için yeniden tav edecektir. Ki karısı da ona –kerhen değil- tav’an geri dönmüş olsun. Ayette amaçlanan Burdur.
.
4)Darabe kelimesi türevleri ile birlikte 58 yerde geçer ve otuza yakın sözlük anlamı vardır. Bunlardan biri de darb/dövmedir. Ama Kuranda bu kelime hiçbir ayette ‘insanın dövülmesi/tokat’ anlamında kullanılmamıştır. Mesela zina haddinde tatbik edilecek dayak/sopa için ‘feclidu-celde’(24/2), Musa Nebinin yumruklaması için ‘vekezehu’(28/15), Sare validemizin yüzünü tokatlaması içinde sakket’(51/29) ifadeleri kullanılmıştır. Yani Kur’anda insan bedenine vurmanın muhtelif türleri yer almış ama bunların hiçbirinde darabe kelimesi kullanılmamıştır. 


Kuranda kadını dövmek


KURANA GÖRE KADIN DÖVÜLEMEZ?.

1)Tartışılan Nisa 34'ün konusu nüşuzdür (N-Ş-Z). Nüşuz, kadın veya erkeğin eşini terk etmesidir. Çünkü Mücadile 11’de ‘Ey iman edenler, size yer açmak için meclislerde … NÜŞUZ edin denildiğinde NÜŞUZ edin (ki yer açılsın)’ buyrulur. Yani ayağa kalkıp yerinizi değiştirin ki alan açılsın. Kelimenin kök anlamı budur. O halde karı-koca ilişkisindeki nüşuz, erkek veya kadının eşinin yanından kalkıp gitmesi/onu terk etmesidir.
.
2)Yani nüşuz iffetsizlik/aldatma/zina değildir. Çünkü Kuran zina eden erkek ve kadının hükmünü (ne yapılacağını) zaten Nur 2-4’te açıkça bildirmiştir.
.
3)Nisa 34’te nüşuz yapan bir kadın değil naşize olmasından korkulan bir kadın vardır. Kocasını terk etmeyi düşünen bu kadına karşı kocası ne yapmalıdır? Ayetin konusu budur.
.
4)Nisa 128 ise erkeğin/kocanın nüşuzundan bahseder. Ayet şöyledir: ''Bir kadın, kocasının nüşûzundan (yanından ayrılmasından) veya yüz çevirmesinden korkarsa aralarında uzlaşmaları, ikisi için de günah değildir. Uzlaşmak (sulh) iyidir…(Nisa 4/128)’' Görüldüğü üzere kocanın nüşuzu halinde tavsiye edilen barıştır. O halde kadının nüşuzunda da amaç bu olmalıdır (öyledir de).
.
5)Allah cc, kocası nüşuz halinde olan kadına ‘onunla barış/uzlaş’ diyecek (yani bu erkeğe herhangi bir yaptırım olmayacak) ama aynı fiili kadın yapınca kocasına ‘onu döv’ diyecek, öyle mi? Bu ilahi adalete sığar mı? Eğer nüşuzun cezası dayak ise nüşuz yapan kocayı kim dövecek?
.
6)Nisa 34’e göre koca, kendisini terk etmeyi düşünen karısını, ‘fe’izûhunne vehcurûhunne fî-lmedâci’i vadribûhun(ne)’ yaparak onun itaatini kazanmaya çalışacaktır (tav'an/gönüllü dönüşünü). Çünkü ayette amaçlanan budur. Yani tıpkı başörtülerin göğüslere DARB edilmesi ve yakalara yerleştirilmesi/salınması gibi (24/31) karısını yatağına DARB edecek, onu yatağına yerleştirecek ve bir süreliğine onu orada yalnız/rahat bırakacak (kadın değil kendisi başka bir yatağa geçecek, koca yataktan hicret edecek) ve bu süre içinde de karısına güzel sözler söylemeye devam edecektir (birçok ayette olduğu gibi bu ayetin lafzında da takdim-tehir vardır). Böylece onu yalnızca cinsel ilişki için yanına gidilen ama diğer hallerde terk edilen yani salt bir cinsel meta gibi görülen kadın/eş olmaktan çıkaracak, onu her halükarda sevdiğini, onun kendisi için önemli olduğunu ..vs hissettirecek ve sonuçta da söz ve fiilleri ile onun gönlünü kazanacaktır. Ki karısı kendisine tav’an (gönüllü olarak) geri dönsün. Eğer kadın ikna olmaz ise kadın ve erkeğin ailesinden birer hakem tayin edilerek uzlaşma/barış sağlanmaya çalışılır (Nisa 35). Bu da çözüm olmazsa boşanma hukuku devreye girer. Ama hiçbir aşamada dayak/dövme olamaz.
.
7)Eğer nüşuz iffetsizlik ise, iffetsizlik yapmayı düşünen bir kadını yatağında yalnız bırakan, onun duygusal ve cinsel ihtiyaçlarını karşılamayan bir koca onu tümüyle buna itmiş olmaz mı? Hele işin sonunda bir de onu döverse, bu kadın nereye itilmiş olur? Hiç mi akletmeyeceğiz?
.
8)Ayrıca Kuran, karısını başka bir erkekle zina yaparken gören bir kocaya bile dövme hakkı vermemiştir. Böyle bir durumdaki koca ya 4 şahit getirerek iddiasını ispatlayacak (ve bu durumda kadına cezasını kamu otoritesi verecek) ya da eşi ile karşılıklı olarak lanetleşerek boşanacaklardır (Nur 6-9). Zina yapan bir kadının kocasına bile dövme hakkı vermeyen Allah, nüşuz ihtimali bulunan kadın için bu hakkı verir mi?
.
9)Deniyor ki, ‘fe’izûhunne vehcurûhunne fî-lmedâci’i vadribûhun(ne)’ ifadesi ‘önce ona öğüt verin sonra yataklarınızı ayırın sonra –bu da çare olmazsa- onu dövün’ demektir. Peki bu ifadede sonra manasına gelen ‘sümme’ler nerede var da bu manayı verdiniz? E lafız olarak yok ama öyle olmalı. Neden? Oysa bu lafızda –tefrik için değil- fillerin cem’i/birleştirilmesi için kullanılan ‘ve’ bağlaçları var. Yani bu fiiller fasılalarla değil ardışık olarak (senkronize/aynı anda) yapılacaktır (tıpkı Bakara 222’deki fa’tezilû-nnisâe fi-lmehîd(i)(s)velâ takrabûhunne hattâ yathurn(e)’ ifadesini ay halindeki kadından önce uzaklaşın sonra da onlarla ilişki kurmayın şeklinde değil de ‘uzaklaşın ve ilişki kurmayın’ şeklinde anladığımız gibi). .
.
10)Aksi halde –yani bunlar senkronize filler değilse- nasıl olacak? (İddiaya göre) İffetsizliği düşünen bir kadına önce öğüt verilecek ve sonra da bir süre beklenecek, değil mi? Peki ne kadar? 1 hafta, 1 ay, 3 ay? Sonra öğüt işe yaramadı ise ikinci fasla geçilecek ve yataklar ayrılacak, peki ne kadar süre boyunca? 1 hafta, 1 ay, 3 ay? Yine olmadı ise bu sefer de kadın dövülecek, öyle mi? Peki burada da beklenecek mi? Ne kadar? Allah aşkına kafası karışık olan bir kadın dozu giderek artan böyle bir ceza/tehdit/şiddet ile ikna mı edilir yoksa tümüyle uçuruma mı sürüklenir?
.
11) Kuranda 58 yerde geçen darabe fiili ve türevlerinin –aldığı takılar nedeniyle- muhtelif manalara geldiğini, bunun bazı ayetlerde ‘vurmak’ manasında da kullanıldığını, ama hiçbir ayette insanın dövülmesi/tokatlanması manasında kullanılmadığını, oysa konusu böyle olan ayetlerin var olduğunu, fakat bu ayetlerde ‘celde(24/2)’, ‘vekezehu(28/15)’ ve ‘sakket(51/29)’ gibi başka ifadelerin kullanıldığını –darabe‘nin tercih edilmediğini- daha önce söylemiştik.
.
12)Daha da önemlisi eğer Kur’an darabe fiilini ‘vurmak’ manasında kullanmış ise kural olarak mutlaka vurma aracı ve vurma bölgesini yani mef’ulü de zikreder. Mesela ‘asan ile taşa vur, dokun (2/60,160), ‘asan ile denize vur (26/63), (Melekler) Yüzlerine ve dubürlerine vururlarken (8/50), ‘putlara sağ eliyle vurdu (37/93)… ayetlerinde olduğu gibi. Yani vurma aracı ve vurulan bölge de mutlaka zikredilir. Nisa 34’te ise ne vurma aracı (1. Mef’ul) ne de vurulacak bölge (2. Mef’ul) zikredilmiştir. Dolayısıyla mef’ulün meçhul bırakıldığı bu ayetteki ‘vadribuhunne’ ifadesine dövme manasını yüklemek Kuranın semantik yapısına da aykırıdır.
.
13)Tüm ayetlerde tatbik edilen ve hiçbir istisnası bulunmayan bu kural, konusu kadın olan Nisa 34’te istisna edilmiş olamaz. Çünkü Kuran, şartlar ne olursa olsun hiçbir koşulda kadınların dövülmesini onaylamayan, karısını başkası ile zina halinde gören/yakalayan bir kocaya bile bu hakkı vermeyen(24/6-9), kocalara, düşmanlık eden eşlerini bile affetmelerini öğütleyen(64/14), boşanırken bile güzellikle boşamayı emreden(2/229,33/28,29) ve boşanan kadınların bile iddetlerini kocalarının evinde geçirmelerini, onların evlerden çıkarılmamasını emreden(66/1), yani en kötü şartlarda bile ‘eşlerinize ve hatta boşandığınız eşlerinize güzel davranın’ diyen bir Kitaptır.
.
14)‘Nisa 34’e göre kadın dövülebilir’ demek ‘bir erkek kendisini terk etmeyi düşünen karısını sınırsız biçimde dövebilir, Kuran buna cevaz veriyor, hatta tavsiye ediyor’ demektir. Çünkü eğer ayetteki fiil dövmek ise bunun sınırını belirleyen –bunun düşük şiddette/hafif olacağını bildiren- herhangi bir ifade yoktur. Nitekim ısrarla ‘Kur’an’da kadınların kocaları tarafından dövülmesini onaylayan bir ayet vardır, bu inkar edilemez’ diyen ve Nisa 34’ü ‘onları dövün’ şeklinde tercüme eden çevreler bile bu çelişkiyi fark etmiş olmalılar ki, ortaya çıkan tutarsızlığı gidermek adına daha önce (2006) ‘karılarınızı dövün (1)’ şeklinde tercüme ettikleri bu ifadeyi artık ‘tokat atabilirsiniz’ şeklinde çeviriyor (2015) ve altına da –mecburen- şu açıklamayı ekliyorlar; ‘Bu ayette geçen vadribûhünne ifadesi genellikle ‘dövün’ diye çevrilmekte; ancak dövme fiilinin sınırları belirsiz olduğu için bu çeviri pek isabetli gözükmemektedir. Ayrıca bu ayetin emir kipindeki ifadeleri, mecburiyetten öte ruhsata işaret etmektedir.’
.
15)örüldüğü üzere vadribûhünne ifadesini ‘dövün’ şeklinde çevirince ortaya çıkan garabet (bu sınırsız dövme yetkisi!), hem ‘dövme fiili’ ‘tokat atmaya’ indirgenerek yani onu sınırlayarak hem de emir kipi ruhsata döndürülek giderilmeye çalışılmış ama –tabii ki- giderilememiştir. Çünkü ayetin lafzı böyle bir imkânı vermemektedir.
.
16)Bu durumda ya Nisa 34’ün dövmeyi emrettiğini söyleyecek ama buna herhangi bir sınırlama getirmeyeceğiz (çünkü lafız buna imkan vermiyor) ya da bu ayete –bağlama uygun ve Kurandan- başka bir mana vereceğiz. Çünkü ‘vadribûhünne onları dövün demektir ama bu azıcık bir dövmedir’ diyemeyiz. Zira eğer bu ayetteki darabe dövmek ise bu kadınlar –okşanmayacak- dövülecektir! Dövülmelidir. Kuranın bu emrini/tavsiyesini hiç kimse iptal edemez!
.
17)Dolayısıyla biz, 1)Kadın/eş, karı-koca hukuku ve boşanma hukuku ile ilgili diğer ayetleri de dikkate alarak yani Kurana bütüncül bakarak, 2)Kuranın semantik kurallarını gözeterek ve 3)Kuranın ideal tatbikatı olan Resulün sünnetine bakarak, Nisa 34’teki vadribuhunne ifadesine Kuranın bu kelimeye yüklediği manalardan biri olan ‘yerleştirme’ manasını yüklüyoruz. Aksi halde sırf geleneksel fıkıh ve tefsir kaynakları öyle diyor diye bu ayete dövme manası yüklemek yukarıda zikredilen onlarca ayeti görmezden gelmek manasına geldiği gibi Resulün sünnetini de görmezden gelmektir.
.
18)Son olarak, ayetlere muhalif bazı rivayetleri kabul etmediğimiz için bizi sünnet inkârcısı ilan eden çevrelere de şunu soruyoruz; Sizler de biliyor ve kabul ediyorsunuz ki, Nebimiz, hiçbir hanımına bir fiske dahi kondurmamış ve müminleri de ‘Sizden biri hanımını köle gibi dövecek, gece vakti de onunla aynı yatağa girecek, öyle mi?(3) diyerek bundan men etmiştir. O halde neden ‘demek ki Nisa 34 ile kadınların dövülmesi emredilmiş olamaz, öyle olsa idi Nebimiz böyle söylemezdi’ demiyorsunuz da ‘ evet Nebimiz eşlerini asla dövmedi ve herkesi de bundan men etti ama Kuran dövmeyi emrediyor’ diyorsunuz. Sizin sünnet anlayışınız bu mu? Resul, Allah’ın tavsiyesini iptal mi ediyor tatbik mi?
.
1) Mustafa Öztürk, Kur’anın tarihsel bir hitap oluş keyfiyeti, İslami İlimler Dergisi, Yıl 1, Sayı 2, Güz 2006 (59-77)
2) Mustafa Öztürk, Kur’anı-ı Kerim Meali, Nisa 34
3) Buhârî, Nikah 93, Tirmizî, Tefsir 91 (Kütüb-i Sitte 864)


KUR’AN VE KADIN….

Nisa 34 ile ilgili paylaşımlarım nedeniyle bazı çevreler, ‘bu ayeti bugünkü koşullara göre değil de 14-15 asır önceki Arap toplumunda var olan kadının statüsünü dikkate alarak anlamak lazım, bu ayet kadınların dövülmesini onaylıyor ama bu evrensel bir ilke değildir, kadının o günkü statüsü nedeni ile erkeklere verilmiş olan bir haktır… vs’ şeklinde –bize göre- özürleri kabahatinden büyük itirazlar yönelttiler.
.
Sanki 15 asır önceki kadın fıtratı farklı imiş ve de o toplumda kadınlar insandan sayılmıyormuş gibi bir hava estiriyorlar!
Cahiliye döneminde belki bu tür yaklaşımlar vardı, onu bilemem, ama Kuranın bize sunduğu kadın profili (Kuranın kadına yaklaşımı) hiç de öyle değil!
.
Hatta sanılanın çok daha ötesinde güçlü, kendinden emin ve hakkını arayabilen bir kadın profili var. Ve Kuran/Allah da bu profili onaylıyor. İşte ispatı;
.
‘’Kocası hakkında seninle tartışan ve (seni) Allah’a şikayet eden kadının sözünü Allah işitti. (Evet) Allah ikinizin konuşmasını da dinledi. Çünkü Allah işitir ve görür.’’ (Mücadile 58/1)
.
Evet, bir kadın -aynı zamanda bir devlet başkanı olan- Nebimize geliyor ve sorununu ona iletiyor, ama ondan istediği (fıtratının kabul ettiği) şekilde bir cevap alamayınca da onunla tartışıyor. Evet, evet, onunla tartışıyor. Çatır çatır hakkını arıyor. Baktı ki olmuyor o zaman da ellerini Allaha açarak, onu Allaha şikayet ediyor. Peki sonuç ne oluyor? Allah/Kuran bu kadının beklediği çözümü ayetleri ile gönderiyor (Mücadile 2-4).
.
Gördünüz mü öz güveni? Gördünüz mü Kuranın kadına verdiği statüyü? Böyle bir kadın mı ikinci sınıf ve ezik oluyor?
.
Şimdi –erkek egemen rivayet kültürü ile şekillenen kadın algısını zihnimizden atalım da- Nisa 34 ile aynı dönemde ve aynı topluma nazil olan kadınlarla ilgili şu ayetleri birlikte okuyalım;
.
“Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin dostları/velileridirler. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar… Allah, mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vaadetmiştir. Allah’ın rızası ise en büyüktür. İşte büyük kurtuluş budur.” (Tevbe 9/ 71-73)
.
‘’Ey Nebî! Eşlerinizi boşadığınızda onları iddetleri içinde boşayın ve iddetlerini de sayın. Rabbiniz Allah’tan çekinin de açık bir fuhuş yapmamışlarsa onları EVLERİNDEN ÇIKARMAYIN. … Sürelerinin sonuna geldiklerinde kadınları ya MARUF ile tutun ya da MARUF ile ayırın…’’ (Talak 65/1,2)
.
‘’(Dönüşü mümkün olan) Boşama iki defa olur. Bundan sonrası ise ya İYİLİKLE GEÇİNMEK ya da GÜZELLİKLE AYRILMAK gerekir. Bu durumda kadınlarınıza verdiğiniz şeyleri geri almanız Allah’ın koyduğu sınırları koruyamama endişesi haricinde sizin için helâl değildir.’’ (Bakara 2/229)
.
‘‘Mehirlerini kesinleştirdiğiniz kadınları ilişkiye girmeden boşarsanız, kesinleşen mehrin yarısını vermelisiniz. Kadınlar veya nikâh düğümü elinde olan eş hakkından vazgeçerse başka. (Ey erkekler!) Sizin hakkınızdan vazgeçmeniz/AFFETMENİZ takvâ açısından daha uygundur. Aranızdaki farkı unutmayın. Yaptığınız her şeyi gören Allah’tır.’’ (Bakara 2/237)
.
‘’Yanlarında sükûn bulasınız diye sizin için kendi türünüzden eşler yaratması Allah’ın ayetlerindendir. O (Allah) aranıza SEVGİ ve MERHAMET de koymuştur...’’ (Rum 30/21)
.
‘’Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşmanlık edenler olabilir, onlara karşı dikkatli olun. Ancak onları AFFEDER, YENİ BİR SAYFA AÇAR ve BAĞIŞLARSANIZ, bilin ki Allah da sizi bağışlar ve ikramda bulunur.’’ (Teğabun 64/14)
.
Şimdi, Nisa 34 ile aynı dönemde ve aynı topluma inen ve kadınların hiçbir surette incitilmemesini öğütleyen, onları sevgi ve merhamet ögesi olarak tanımlayan bu ayetlerden sonra, hala, ‘Evet, Nisa 34 ile kadınların dövülmesi emrediliyor ama bu o günkü topluma özgü bir şey idi, neden kadının o günkü konumunu dikkate almıyorsunuz canım?’ diyebilecek misiniz?

Zeki Bayraktar

Yorum Gönder

 
Top